Cilt hastalıklarına genel olarak dermatoz adı verilir. Bu hastalığa bakan birim dermatolojidir. Cilt hastalıkları birkaç bölüme ayrılmaktadır.

Bunlara neden olan sebepler fiziki sebeplerden dolayı oluşan cilt hastalıkları, parazitlerden meydana gelen cilt hastalıkları, mikroorganizmaların neden olduğu cilt hastalıkları çeşitleri alerjik cilt hastalıkları olmak üzere isimlendirilmektedir.

Alt Dalları

  • PRP Tedavisi.
  • Fraksiyonel Lazer
  • Yüz Dolgusu
  • Cilt Hastalıkları Tedavisi
  • Candela Lazer Epilasyon
  • Kırışıklık Tedavisi
  • Lazerle Ben Alma
  • Alerji Testleri
  • Mezoterapi
  • Lazerle Dövme Silme
  • Saç Ekimi
  • Medikal Cilt Bakımı

PRP yani Platelet Rich Plazma (Platelet/Trombosit Yönünden Zenginleştirilmiş Plazma) yöntemi ilk olarak 15 yıl önce stomatolojistlerin (Diş cerrahları) yaşlılara yerleştirdikleri titanyum implantların diş etleri zayıfladığı için kısa sürede düşmesini önlemeye yönelik bir çözüm aramaları sonrası geliştirildi.

Öyle bir madde üretilmeliydi ki bu madde diş etine yerleştirildiğinde yumuşak olan bölge güçlenmeli ve implantı tutabilmeliydi. Bu güçlendirici maddenin vücut tarafından kabul edilmesi ve zaman içinde vücuttan atılmaması da gerekiyordu.

Kanı santrifüje ettikten sonra pıhtılaştırdılar ve sert bir jel haline dönüşmesini sağladılar. Santrifüje edilmiş kanın ilk kullanımı uzun yıllar önce Japonya’da, sonraları İspanya ve Amerika’da başladı.

PRP medikal bir uygulamadır. Sadece doktorlar tarafından yapılmalıdır. Doktor hastasını muayene ettikten sonra içinde özel bir jel bulunan küçük tüplerin içine az miktarda kan alır ve santrifüj işlemi uygular. Bu işlemin sonunda tüplerdeki kan bileşenlerine ayrılır: yani her mililitresinde yaklaşık 200.000 trombosit bulunan bu kanın kırmızı hücrelerden oluşan kısmı ayrılır, böylece mililitrede 1,5 milyona kadar trombosit yoğunluğuna sahip olan bir jel elde edilir. İşte buna PRP adı verilir.

Trombositlerin kanın pıhtılaşması ile ilgili işlevleri var, fakat aynı zamanda bir doku hasarının iyileşmesini sağlayıcı özellikteki büyüme faktörlerini de salgılıyorlar. Dolayısıyla santrifüj işlemi uygulanan kandan elde edilen PRP, yani trombositi bol olan kısım ya mezoterapi yöntemiyle ya da maske haline getirilerek yüz, boyun, saç, vs istenen bölgeye uygulanıyor.

Böylece dokulardaki hasarın ya da yaşlanmanın etkilerini geriye çevirecek doğal büyüme faktörleri istenen bölgeye verilmiş oluyor.

Aslında önerilen yöntemle elde edilen iki farklı kan ürünü var; biri PRP diğeri de trombin serum. Bunlar iki farklı tüple elde ediliyor. PRP tüpünde kanın pıhtılaşmasını önleyen bir madde bulunuyor.

Diğer tüpte ise aksine kanın pıhtılaşmasını sağlayarak bu trombositlerin dolgu maddesi gibi kullanılmasını sağlayan trombin var. Bu ikisi bir arada kullanıldığında deride yenileyici etki daha güçlü biçimde ortaya çıkıyor.
Yani kendi kanınızdan dolgu maddesi yapılıyor ve, yüzdeki temel kıvrımlara ve ince çizgilere uygulanıyor.

Hyaluronik asit içeren dolgu maddeleri 6-8 ay kadar dayanır. Dolgulu PRP hem kendi kanınızdan üretilir hem de doldurulan bölgedeki deri yaşlanmasına karşı geri sayım başlatan biyolojik bir süreci tetikler! Yani sadece doldurmaz aynı zamanda savunması zayıflamış, zamanın veya çevrenin yıpratıcı etkilerine karşı savaşmada yenik düşmüş bölgeye destek göndermiş olur.

PRP Bir Tür Kök Hücre Tedavisi Midir?

PRP bir kök hücre tedavisi değildir. Ancak dolaylı yoldan kök hücreler üzerinde çalışır. Trombositlerin içindeki büyüme faktörleri deri hücrelerine fibroblast üretme mesajını ileten birer uyarandır.

Fibroblastlar da kolajen ve elastin üretmek için anahtar niteliğindeki yapılardır. Dolayısıyla Regenkit PRP bütün bu süreci başlatan trombosit sayısını çoğaltarak dolaylı olarak kök hücreler ile çalışır, çünkü dolgu uygulaması sonrasında deride oluşan fibrin ağları ortamdaki kök hücreleri de kendi yapısında toplar.

Ayrıca son yıllarda plastik cerrahlar yağ enjeksiyonu ameliyatları sırasında hastadan alınan kanla elde edilen PRP’ yı hastadan alınan yağ içine karıştırarak yağ enjeksiyonu uygulamasına başlamışlardır.

Bu verilen yağın tutma olasılığını arttırmaktadır. Yine karın germe, yüz germe, meme dikleştirme ve küçültme gibi ameliyatlarda operasyon alanına ve insizyon hattına PRP uygulaması yapılması kanama, kötü yara iyileşmesi vb problemleri azaltmaktadır.

PRP'nin Herhangi Bir Yan Etkisi Ya Da Enfeksyion Riski Var Mı?

Şayet doğru kit kullanılırsa (Regenkit) hiçbir riski ve yan etkisi yoktur. Çünkü Regenkit her seans için tek kullanımlık enjeksiyon ve tüp içeren bir kittir.

Son derece güvenlidir. Yan etkisi de olamaz çünkü sizden alınan size, sadece size fazlasıyla geri verilmektedir.

PRP'nin Gözle Görülen Sonuçları Nelerdir?

Cilt daha parlak ve canlı görünür. Özellikle yüz bölgesinde karşılaştığımız güneş ve yaşlılık lekeleri yumuşar, göz altı bölgesi torbalanmalar ve mor renk değişikliklerinde düzelme olur.

İnce çizgiler yumuşar. İnsanlar “Çok genç görünüyorsun. Estetik ameliyat mı yaptırdın?” diye sorabilirler. Oysaki son derece doğal bir yöntem olan PRP sadece zaten sizde olanı size daha güçlü bir şekilde geri verir.

Bu da cildinizin savunma mekanizmasıdır. Bir güzel tarafı da PRP’nin etkileri uygulama yapılan bölgenin çevresinde de görülür. Yüze yaptırdığınızda saçlarınız da canlanır örneğin.

PRP Uygulamalarında Nasıl Bir Protokol İzleniyor? Sonuç Almak İçin Kaç Seans Yaptırmak Gerekir ?

Mezoterapi ile uygulanan uygulamalı PRP 15’er günlük aralarla 3-4 seans yapılır. 8-10 ay sonra 3-4 seanslık bir kür daha yapılır. Dolgu ve mezoterapinin bir arada uygulandığı bir başka protokol de var, burada da PRP 21-28 gün arayla 3 seans uygulanır.

Altı ay sonra doktor hastasını kontrol eder. Şayet hasta menopoz dönemindeyse ya da sigara, alkol gibi kötü alışkanlıkları varsa doktor 1 kür daha yapmaya gerek duyabilir. Kişi kendine iyi bakıyorsa, sağlığına dikkat ediyor, cildini UV ışınlarından koruyor ise 2.kür için 1 hatta duruma göre 2 yıl beklenir.

Aslına bakarsanız sadece PRP değil genel olarak neşterli ve neştersiz estetik uygulamalarına Kore ve Çin’de büyük ilgi var.

Çünkü bu ülkelerdeki kadınlarda genç görünme ve genç kalma konusu takıntı haline gelmiş durumda. Japonya, Kore ve Filipin’de de kadınlar bu tür uygulamalara çok ilgi gösteriyorlar.

Fraksiyonel lazerler cilt yenilemek amaçlı kullanılan en son sistem cihazlardır. Fraksiyonel lazerler, tedavi edici etkisi yüksek yan etkisi düşük olmaları sebebiyle, en çok tercih edilen yöntemler olmuşlardır. Fraksiyonel lazer sivilce izi, yara izi, kırışıklık, yüz sarkması ve çatlak tedavisinde ilk seçilen edilen yöntemlerdendir.

Fraksiyonel Lazlerler Nasıl Etkili Olur?

Fraksiyonel lazerler cildin üst ve alt tabakalarında etkili olmaktadır. Fraksiyonel lazer sistemlerinde lazer ışığı cilde minik sütunlar halinde gönderilir ve bu bölgelerde yeni kollajen oluşumu tetiklenir.

Bu yöntemin avantajı, minik hasar bölgelerinin etrafında sağlam cilt alanlarının kalması sebebiyle ciltteki hasarın az olmasıdır. Böylece cildin iyileşmesi çok daha hızlı olmakta ayrıca lazerlerin yan etki oranı azalmaktadır.

Fraksiyonel Lazerler Kaç Çeşittir?

Günümüzde fraksiyonel lazerler iki gruba ayrılır. Soyarak etkili olan ve soymadan etkili olan fraksiyonel lazerler olarak adlandırılırlar.

Soymadan Etkili Olan Fraksiyonel Lazerler Hangileridir?

1550 nm, 1440 nm, 1540 nm dalga boyundaki cihazlardır.

Fraksiyonel lazer (fraxel) olarak ilk bildirilen lazer sistemidir. Üst deride fazla değişiklik yapmadan alt deride ısı hasarı yaparak ciltte yenilenme sağlar.

Soyarak Etkili Olan Fraksiyonel Lazerler Hangileridir?

10600 nm CO2 lazer ve 2940 nm erbium lazerler kullanılır. Bu fraksiyonel lazer üst deride soyulma ile birlikte alt deride yenilenme olur.

Fraksiyonel Lazer Hangi Tedavilerde Kullanılır?

  • Cilt gençleştirme (kırışıklık tedavisi, cilt sarkma tedavisi)
  • Sivilce (akne) izi tedavisi
  • Çatlak tedavisi
  • Yara izi tedavisi
  • Leke tedavisi

Fraksiyonel Lazerler Ne Kadar Etkilidir?

Fraksiyonel lazerlerle hafif orta dereceli kırışıklık, lekeler ve yüzeyel sivilce ve yara izlerini giderebilir. Derin kırışık, leke ve izlerde düzelmeler yapabilir.

Fraksiyonel Lazerler Nasıl ve Kaç Seans Uygulanır?

Fraksiyonel lazerde tedaviler seanslar halinde yapılır. Şikayetin cinsine göre en az 3-5 seans 3-8 hafta aralıklarla yapılabilir.

Uygulama esnasında bazı hastalarda rahatsızlık hissi olabilir. Lokal anestezik kremler veya soğuk hava üfleyen aletlerle bu rahatsızlık hissi kolayca giderilir.

Fraksiyonel Lazer Uygulaması Ne Kadar Süre Alır?

Fraksiyonel lazer uygulaması 10-30 dk sürer.

Fraksiyonel Lazer Uygulamasında Acı Hissedilir Mi?

Fraksiyonel lazer işleminden önce lokal anestezik sürülür. İşlem sırasında soğuk hava üflenir. Bu sayede acı az hissedilir.

Fraksiyonel Lazer Uygulamalarının Sonrasında Neler Beklenir?

İşlem sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem olabilir. Ciltte hafif soyulmalar ve bronzluk olabilir. Ancak bu tür durumlar 3-7 gün içinde geriler.

Fraksiyonel Lazer Kimlere Uygulanmaz?

Deride aktif enfeksiyon ve iltihap olmamalıdır. 6 ay içinde oral isotretinoin kullanılmamış olmalıdır. Hamile kişilerde uygulanmaz.

Fraksiyonel Lazer Ne Kadar Süre İş ve Sosyal Yaşamı Etkiler?

Soymayan fraksiyonel lazerlerden hemen sonra iş ve sosyal hayata dönülebilir. Soyarak etkili olan fraksiyonel lazerler 5-10 gün arası kızarıklık ve kabuklanma yapar. Kapatıcı kullanılarak iş ve sosyal hayata dönülebilir

Fraksiyonel Lazer Uygulama Sonrası Neler Dikkat Edilmelidir?

Operasyon sonrasında şikayetler hafif ve geçicidir. İşlemden sonra bir saat kadar güneş yanığı duygusu hissedilebilir. Tedavi sonrası makyaj yapılabilir.

Fraksiyonel lazer sonrası hafif nemlendiriciler sürülebilir. Yüzde ödem olursa buz paketleri ile soğutma faydalı olabilir. Fraksiyonel lazer sonrası 6-12 ay süre ile güneşlenmekten kaçınılmalı ve güneşten koruyucu kullanılmalıdır.

Fraksiyonel Lazer Tedavi Sonrası Yan Etkiler Nelerdir?

Lazerlerde görülen yan etkiler fraksiyonel lazer uygulamalarında olabilir. Ancak yan etki görülme oranı oldukça düşüktür.

  • Geçici veya kalıcı lekelenme
  • Sivilce atağı
  • Herpes enfeksiyonu atağı
  • Enfeksiyon
  • Yara izi

Fraksiyonel Lazer Tedavisinin Sonuçları Ne Zaman Görülür?

Frasiyonel lazer sonrası ödeme ve kollajen kısalmasına bağlı ani düzelme görülür. Daha sonra bu düzelme azalır. Asıl kollajen yapımı üçüncü aydan sonra başlar. İşlemin sonuçları en iyi 6-12 ay sonra ortaya çıkar.

Fraksiyonel Lazer Uygulaması Bazen Etkisiz Olabilir Mi?

Eğer kırışıklık, iz ve sarkma şikayetleri fazla ise 3-4 seans yeterli olmayabilir. Hem seans sayısını arttırmak ve diğer tedavilerle birlikte uygulamak etkinliği arttırır.

Fraksiyonel Lazer Diğer Cilt Yenileme Yöntemleri İle Birlikte Kullanılabilir Mi?

Fraksiyonel lazer PRP, mezoterapi, dolgu, radyofrekans gibi cilt yenileyen yöntemlerle birlikte kullanılarak iz, kırışıklık ve sarkma tedavilerindeki etkinliği arttırılabilir.

Dolgu enjeksiyonları, cilt güzelleştirme için en çok tercih edilen medikal estetik girişimlerden biridir. Her bölge için farklı çözümler sunan ve genellikle hyalüronik asit bazlı olan bu maddeler yaşlanmanın en belirgin olduğu yüz için kullanılıyor. Kırışıklıklar, derideki yaşlanma, yüz konturlarındaki bozukluklar dolguyla gideriliyor ve cilt daha iyi şartlarda yeniden canlanıyor yüz dolgusu.

Cilt altına verilen dolgu maddesi, cildin alt katmanlarına destek veriyor ve kırışığın ya da çöküklüğün içini doldurarak görünmez olmasını sağlıyor. Genellikle, yüz dolgu işlemi yaptıran kişiler çevrelerindekilerin herhangi bir işlem yaptırdıklarını anlamadıklarını, sadece onları çok dinlenmiş ve gençleşmiş gördüklerini söylediklerini anlatıyorlar.

Yüz dolgu işlemleri sayesinde ince kırışıklıkların, çukurlukların hafif veya orta dereceli burun-ağız kenarı çizgilerin doldurulabildiğini ve bu işlemin yüzün her bölgesinde belirgin olmayan kırışıklıklar için tercik ediliyor. Burun bölgesine de asimetriyi düzeltmek amacıyla da sıklıkla uygulanılıyor.

Yüz dolgu işleminin sıklıkla kullanıldığı yerlerden bir diğerinin de dudak dolgusu.
Yaşla beraber, özellikle yanak bölgesinde belirgin bir hacim kaybı yaşandığını ve bu durumun yorgun bir görünümüne yol açtığını söylüyor. Dolgu işlemleriyle, elmacık kemikleri yüzün gerektirdiği şekilde belirginleştirilip ya da küçültülebiliyor.

Ancak elmacık kemiği hacmini artıracak dolgu uygulamaları yapılırken çok büyük bir özen ve dikkat gösterilmesi gerekiyor.

Yüz dolgu işleminin uygulanması da oldukça basit ve zahmetsiz. Bunun için önce uzman hekim, yüzünüzü inceleyerek, doldurulması gereken alanları belirliyor. Ondan sonra bu bölgeler anestezik kremle ya da çok hassas bir böl gevşe diş hekimlerinin kullandığı türde anestezi uygulamasıyla uyuşturuluyor.

Ardından çok ince iğnelerle, dolgu maddesi gerektiği miktarda doku altına aktarılıyor ve dolgunluk sağlanıyor. İşlemin ardından birkaç gün hafif bir şişlik olsa da, bu çok kısa sürede geçiyor. İşlem tekrarlandıkça, kalıcılığı da artıyor ve böylece seans aralan daha da uzayabiliyor.

Yüz Dolgu İşlemi Hangi Bölgelere Uygulanıyor?

  • Üst yanaklar ve gözyaşı oluğu
  • Alın bölgesi
  • Dudak kenarı çizgileri
  • Burun
  • Çene
  • Alt çene çizgileri
  • Kaşlar (hacim vermek için)
  • Yara izleri

Egzama

Atopik egzema, derinin enflamasyonu ile oluşan kronik bir hastalıktır. Sorun; derinin kızarması ve kaşıntıyla başlar, şiddetli durumlarda kabuklanma ve sızıntı görülebilir. Egzama kaşıntı gibi rahatsızlıklara neden olmasının yanı sıra; özellikle el ve kollarda hoş olmayan bir görüntü oluşturduğu için de hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Hastalığın tedavi yöntemleriyle ilgili olarak, hastaların her safhada nemlendirici kullanmalarının yararlı olduğunu, alevlenmelerin şiddetlenmesi halinde antienflamatuar ilaçlar alınmasının gerekli olduğu söylenebilir.

Hastalığın tedavisi için birkaç yıl öncesine kadar sadece topikal steroidler kullanılıyordu. Kortizon içeren bu ilaçların uzun süreli kullanımında; derinin incelmesi, atrofi ve taleanjektazi, yani damarların yüzeyde belirginleşmesi gibi yan etkiler oluşabilmektedir.

Egzama tedavisinde son yıllarda kullanılan yöntemlerden biri de fototerapidir.

Mantar Enfeksiyonları

Cildin üst tabakasında tırnak ve saç gibi yerlerde üreyen, küf benzeri mantarlarla enfeksiyon olmasıdır. Geçiş genelde insandan insana veya hayvandan insana olabilir.

Nedeni

Mantar enfeksiyonu her yaşta olabilir. Tinea capitis (saç mantarı), tinea cruris (kasık mantarı) ve tinea pedis (ayak mantarı), tinea barbae (sakal), tinea unguim (tırnak) bazı mantar enfeksiyonlarıdır.

Şikayetler

Etkilenen bölgede kaşıntı, cilt lezyonları ve kızarıklık, halkasal şekilli lezyonlar, koyu veya açık renkli değişik alanlar gibi belirti ve şikayetlere neden olabilirler.

Tanı ve Tedavi

Tanı esas olarak cildin görünümüne göre konur. Bazı mantarlar özel bir mavi ışıkla karanlık odada incelenirse floresan verirler. Kesin tanı mikroskopla alınan parçaların incelenmesi ile konur. Ciltten alınan kazıntı ayrıca laboratuara gönderilerek kültürde üremesi değerlendirilebilir.

Tedavide kişisel bakım çok önemlidir. Deri temiz ve kuru tutulmalıdır. Ciddi ve uzun süreli enfeksiyonlarda hekime başvurulmalıdır. Doktorunuz ağızdan kullanılan veya cilde sürülen ilaçlar önerecektir. Tedavi edilmediği zaman üzerinde bakterilerin üremesi ile ikincil bakteriyel enfeksiyonlar oluşabilir.

Önlem

Genel olarak iyi temizlik şartları enfeksiyonu önlemeye yardımcıdır. Mantarlar bulaşıcı olduğu için elbise, saç fırçası veya kişisel kullanılan gereçler risk grubunda olan veya mantar geçiren insanlarla paylaşılmamalıdır.

Vitiligo

Vitiligo; pigment kaybı nedeniyle ciltte düzensiz beyaz alanların bulunduğu cilt sorunu olup her yaşta ortaya çıkabilmektedir. Ancak, genetik eğilimi olan veya koyu tenli kişilerde yatkınlık daha fazladır.

Bu rahatsızlığın nedeni tam olarak bilinmemekle beraber pigment üreten melanosit hücrelerinin deri veya çevre dokulara hasar vermeksizin kaybına bağlı olarak otoimmünite üzerinde durulmaktadır.Lezyonlar düz, pigmentasyonsuz, düzensiz ve koyu sınırlı olarak görülmektedir. Sıklıkla etkilenen bölgeler yüz, dirsekler ve dizler, eller ve ayaklar ve genital bölgedir.

Ayrıca, travma ve basınç görmüş bölgeler de etkilenebilmektedir. Vitiligoda güneş yanığı gibi komplikasyonlar sıklıkla görülebilirken; Pernisiyöz anemi, Hipertiroidizm ve Addison hastalığı gibi sistemik hastalıklarla da ilişkili olabileceği bildirilmektedir.

Fizik muayene ve sorgulama tanı konması için yeterlidir. Ek bir tanı yöntemine başvurulmasına gerek yoktur.

Vitiligo Tedavisinde Gelişme 

Fotodinamik tedavi ve psödükatalaz krem ile vitiligo tedavisinde kolay ve etkili bir tedavi sağlamak mümkündür.Tedavide Psödokatalaz içeren bir krem vitiligodan etkilenmiş deri bölgelerine günde iki kez toplam 8 – 12 hafta süreyle uygulanıyor. Uygulanan kremdeki aktif madde "Psödokatalaz" vitiligo hastalarında deri içinde oluşan aşırı reaktif oksijen radikallerinin yok edilmesini sağlıyor. Bu sayede melanin pigment oluşum mekanizması tekrar çalışmaya başlıyor.

Bu tedaviye ek olarak haftada iki kez yoğun kırmızı ışık uygulayarak yapılan Fotodinamik tedavi ile deri içinde renk üreten hücreler uyarılarak daha hızlı kozmetik kapanma sağlanabilir.
Fotodinamik tedavi yanıta bağlı olarak 16 – 24 seans arasında uygulanmaktadır.

Fotodinamik tedavide kullanılan ışığın Ultraviyole spektrumunda olmaması nedeniyle deride karsinojenik etki gibi risklerinin bulunmaması diğer bir avantajıdır.

Sedef Hastalığı

Neredeyse her 100 kişiden birinde görülen sedef hastalığı cilt üzerinde kırmızı lekeler üzerine beyaz pullanmalar şeklinde görülen bir rahatsızlıktır. Genetik eğilimli olduğu bilinen, fakat nedeni tam olarak anlaşılamayan sedef hastalığı hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir sorundur.

Genellikle sedef hastalığı olan kişilerin duygusal, hassas, çabuk üzülen yapıya sahip olmalarının yanında; güneş yanığı, bazı ilaçlar, boğaz iltihabı ve sürtünmeyle oluşan durumlar gibi nedenlerden de kaynaklandığı düşünülmektedir.

Saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir. Ancak vücudun diğer bölgelerinde görülebilecek şekilde de seyredebilir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Genellikle güneşlenmenin sedef hastalarına çok iyi geldiği bilinmektedir. Ancak uzun süre güneşlenmenin ultraviyole ışınlarına maruz kalınacağı düşünüldüğünde, hastalığı tedavi ederken bir yandan da bu olumsuz ışınları ciltte barındırmak cilt yaşlanmasına ve hatta cilt kanserleri riskinin artmasına neden olabilir.

Ancak son yıllarda geliştirilen ışık tedavileriyle hem ultraviyolenin olumsuz etkilerinden kurtularak tedavinin etkinliğini arttırmak, hem de lokal olarak sadece sedefli bölgeye uygulanabilmesinin kolaylığını yaşamak mümkündür.

Akne Neden Oluşur?

Akne ciltteki yağ bezlerinin fazla çalışarak tıkanması ve iltihaplanması sonucu meydana gelir. Androjen hormonuyla tetiklenen yağ bezeleri ciltte sebum (yağ) oluşumuna neden olur. Androjen erkek hormonu olmasına rağmen hem erkek hem kadın vücudunda bulunmaktadır.

Bu hormon vücutta her yaşta bulunmaktadır ama en fazla ergenlik döneminde üretilir. Androjen seviyesinin yükselmesiyle yağ bezleri sebum salgılar ve bu yağlı madde genellikle cilde yayılır. Bu maddenin kümelenerek gözenekleri tıkamasıyla siyah nokta ve sivilceler oluşur.

Zamanla sebum ciltteki kapalı gözenekler ve ciltte doğal olarak bulunan bakterilerle birleşerek ilerler ve farklı akne ceşitlerine neden olur. Orta dereceli akne ciltteki siyah noktalar, sivilceler, ufak kırmızı ve pembe şişkinliklerden oluşur, ileri seviyede daha ciddi akne vakalarında ise cildin altında gelişen, büyük ve ağrılı nodüllere rastlanır. Bu nodül ve kistler,  izlere yol açabilirler.

Tipik olarak ergenlik çağında hormonal değişimler ile başlayan akne sorunları, bazen ileri yaşlarda da ortaya çıkmaktadır. Özellikle kadınlarda 40'lı yaşlara kadar sürebilen akne, periyot dönemlerinde hormonal değişimlerden kaynaklanan sivilceleri de beraberinde getirmektedir.

Akne Tedavisi

Genellikle akne tedavisinde antibiyotikler yararlı etkiler göstermektedir. Ancak hekim gözetimi olmaksızın rastgele alınan antibiyotikler çeştili sorunlara neden olabilir. Bu nedenle ilaç tedavisi mutlaka bir hekim onayıyla olmalıdır.

Ayrıca akne tedavilerinde düzenli olarak klinik cilt bakımları yapılmalıdır.

Akne tedavisinde OMNILUX BLUE teknolojisinden de faydalanılabilir. Aknenin derecesine ve yaygınlığına bağlı olarak haftada 1 seans olmak üzere 5-10 seans önerilmektedir.

Günümüzde akne skarlarının tedavisinde ablatif ve non-ablatif fraksiyonel lazerler de kullanılmaktadır.

Siğil

Siğil, Human Papilloma virüs (HPV) adı verilen virüsün neden olduğu dermatolojik bir hastalıktır. Kişiler arasında doğrudan temas, ortak eşya kullanımı, ortak yaşam alanları (küvet, duş…) gibi yollarla oldukça kolay bulaşma özelliğine sahiptir.

Sıklıkla el (tırnak kenarı, avuç içi gibi), ayak tabanı, genital bölge ve yüzde yerleşen siğiller yerleşme alanlarına göre çok farklı şekil ve seyirde olabilir. Tedavi sonrasında tekrarlama riski temas, yetersiz tedavi veya kişinin vücut direncinin düşmesi durumunda ortaya çıkabilir.

Siğil Tedavisi

Siğil tedavisi siğil tipine, yerleşim bölgesine ve yaygınlığa göre değişmektedir. Yüz bölgesine yerleşen saplı siğillerde koter (yakma) tedavisi kullanılırken, sapsız siğillerde genellikle ilaç tedavisi tercih edilmektedir. Koter tedavisinde işlem öncesi uygulanan lokal anestezi ile herhangi bir acı duyulması tamamen engellenir.

Tek siğil için tedavi süresi genellikle 5-10 dakika arasındadır. İşlem sonrasında tedavi bölgesinde oluşan kabuk 1 hafta gibi kısa bir sürede iyileşir. İşlem sonrası tedavi alanında herhangi bir iz kalmaz.

Genital bölgede yerleşen siğillerde partnerlerin birlikte muayene ve tedavisi gerekmektedir. Görünürdeki siğillerin tedavisi sonrası kalabilecek en ufak bir odaktan tekrar aktivasyon olabileceği için ayrıntılı muayene ve medikal tedavi yanı sıra koter, kriyoterapi gibi seçenekler de kullanılabilir.

Özellikle bayanlar açısından rahim ağzı kanserinde önemli bir etken olan genital siğillerin tedavisi son derece önemlidir.

Alexandrite Candela ile ilgili olarak en iyi lazer epilasyon cihaz olarak bilinen candela çok fazla ilgi görmektedir.

Bir çok farklı türü olan bu cihazın tüy problemlerinden cilt sorunlarına kadar, birçok alanda kendini en planda tutmaktadır. Neredeyse ağrısız olan bu cihaz cilt soğutma mekanizması içermektedir.

Alexandrite Candela

Alexandrite Candela Lazer Diyot, Alexandrite, NdYag benzeri farklı tıbbi epilasyon lazerleri vardır.Alexandrite lazer epilasyon (Alexandrite) 755nm yayar ve en yaygın olanıdır. Kliniğimizde iki alexandrite lazeri var, her ikisi otomatik kriyojenik soğutma mekanizması ile Amerikan house Candela Gentle Pro nihai modeldir.

Bizde ikinci bir the Nd Yag laseri de var. Bu, yalnızca çene, boyun ya da yanaklarda benzeri hormona ilişkili yüz sahalarında kullanılan özel bir tıbbi lazerdir, zira onun, normal yüz havını (şeftali-hav) etkilemeden tüy algılama becerisi eşsizdir.

Biz sık, tüyleri yoketmek yerine o meydanda tüyleri arttıran yanlış türde lazer ile tedavi edilen yüzler görüyoruz.

Bu vaziyetlerde biz Nd yag lazer kullanıyoruz ve her süre problemi oldukça başarılı biçimde çözüyoruz!

Bu Şekilde, kalıcı bir yüz epilasyonu çözümü amaçlı, bu iki lazeri birleştiriyoruz.
Bu gösterişli bir epilasyon amaçlı bir yoldur.

Alexandrite Candela Lazer Epilasyon da Özellikler!

Candela Alexandrite lazer, çok çabuk etki yapmasından ötürü hem bir yapan uzman kişilere hem bir de hastalara konfor sağlamaktadır.

İyi bir uzman aracılığıyla en güzel biçimde yapıldığı halde sağlıksal hiçbir problem teşkil etmeden kısa zamanda tesirini olumlu yönde göstermektedir.

Kılların tamamıyla yüzeyden uzaklaşmasına katkı olanağı sağlar. Her cilt rengine uyumlu olarak çabuk bir biçimde kılların ortadan kaybolmasına destekçi olabilir.

Kırışıklık tedavisi aslında bir ilaçtır. Pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Tesadüfen şaşılık tedavisi yapılırken çizgileri giderdiği fark edilmiş ve estetik alanda kullanılmaya başlanmıştır. Kasların çalışmasını durdurarak etkili olur.

Kaşınızı çatamazsınız ve kaş arası çizginiz kaybolur. Alın kaslarınız çalışmadığı için alın çizgileri yok olur. Gülerken göz kaslarınız fazla çalışmadığı için kazayağı çizgileri gider.

Kırışıklık Tedavisi

Kırışıklık tedavisi başlıca mimik hareketlerine bağlı kırışıklık giderme, kaş kaldırma, yüzdeki sarkmaların azaltılması, yüz inceltme ve bölgesel aşırı terleme tedavisinde kullanılmaktadır.

Kırışıklık Tedavisi Nasıl Etkili Olur?

Asetilkolin (ACh) kaslarda hareketi sağlayan bir önemli bir maddedir. Kırışıklık tedavisi kaslarda ACh salgılanmasını sağlayan proteinlerin yerlerine bağlanır.

Böylece kimyasal olarak ACh salgılanmasını engelleyerek kas hareketini engeller. Kırışıklık tedavisi kasların çalışmasını azaltma etkisi kalıcı değildir. Yaklaşık 3-5 ay sonra yeni sinir kas yapısı gelişerek kas hareketi tekrar başlamaktadır

Kırışıklık Tedavisi Kimlere Uygulanbilir?

Kırışıklık tedavisi uygulaması 25 yaş ile 65 yaş arasında şikayetleri olan herkese yapılabilir.

Kırışıklık Tedavisi Hangi Kozmetik Şikayetlerde Kullanılabilir?

  • Alın ve kaş arası mimik kırışıklıkları
  • Göz çevresi kırışıklıkları
  • Boyun bölgesi kırışıklıkları
  • Yanak sarkmaları
  • Yüz inceltme
  • Koltuk altı, el ve ayak terlemeleri

Kırışıklık Tedavisi Uygulaması Ne Kadar Süre Alır?

Kırışıklık tedavisi işlemi çok kısa sürer. Tedavi alanında belli noktalara minik iğneler yardımı ile çok az miktarda cilt altına verilir.

İğne yapılan bölgelerde mercimek büyüklüğünde şişlikler olabilir. Bu şişlikler yarım saat içinde geriler.

Kırışıklık Tedavisi Ne Sıklıkla Yapılmalıdır?

Kırışıklık tedavisi 4-6 ayda bir tekrar edilebilir.

Kırışıklık Tedavisi Uygulamasında Acı Hissedilir Mi?

Çok küçük miktarda kırışıklık tedavisi çok ince ve küçük iğnelerle kırışıklıkların giderileceği alana uygulandığından rahatsızlık hissi çok az olur.  Anestezi gerektirmez. Kırışıklık tedavisi uygulama sırasında buz tutularak uygulamanın konforu artırılabilir.

Kırışıklık Tedavisinin Sonuçları Ne Zaman Görülür?

Kırışıklık tedavisinin etkisi hemen görülmez. Yapıldıktan 3 gün sonra etkisi başlar ve 7-15 günde tam olarak kendini belli eder.

Kırışıklık Tedavisi Yapıldıktan Sonra Ne Zaman Kontrol Edilmelidir?

Kırışıklık tedavisi yapıldıktan yaklaşık 1-2 hafta sonra kontrolü yapılarak yetersiz olan bölgeler veya asimetriler düzeltilir.

Kırışıklık Tedavisinin Etki Süresi Ne Kadardır?

Kırışıklık tedavisi işleminde doz ayarını yapılan bölge, kas kitlesinin büyüklüğü, kırışıklık miktarı, enjeksiyon tedavisine daha önce verilen cevap belirler. Tedavi etkinliği 3 -5 ay devam edebilir.
Kırışıklık tedavisinin etkisi azalırken çizgiler hafifleyerek ortaya çıkar. Eskisi kadar derin ve belirgin olmaz.

Kırışıklık tedavisi ürünleri kullanılırken serum fizyolojikle sulandırılır.  Sulandırma işleminden sonra enjeksiyon buzdolabında saklanmalıdır.

Sulandırma işleminden sonra bir ay kadar etkinliğini korur. Ancak etkinliğin azalmaması için 48 saat içinde uygulanması tavsiye edilir.  On günden fazla bekletilen enjeksiyonun etki süresi kısalır.

Kırışıklık Tedavisi İşleminden Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?

İşlem sonrası 4 saat kadar yatmamalı ve öne doğru eğilmemelidir. Enjeksiyon yapılan alanlara masaj yapılmaktan kaçınılmalıdır.

Kırışıklık Tedavisi kimlere Uygulanmaz?

Aminoglikozid, Ca kanal blokeri (tansiyon ilacı), penisilamin, kinin, mağnezyum, siklosporin alanlarda kırışıklık tedavisi etkinliği azalır. Kas hastalığı olanlara, hamile ve emzirenlere, enjeksiyon yapılacak alanda infeksiyon ve egzema olması halinde uygulama yapılmaz.

Bazı kişilerde mimik çizgileri dinlenme halinde bile belirgindir. Bu grup kişilerde dolgu işlemleri kırışıklık tedavisine göre daha iyi sonuçlar vermektedir. Çünkü kırışıklık tedavisi harekete bağlı çizgiyi giderir. Hareket olmadığı halde var olan derin çizgilere enjeksiyon yetersiz kalır bu yüzden bu tür çizgilere dolgu yapılmalıdır.

Hastaların yaşları 65 yaş üzerinde ise kasları gevşediği için enjeksiyonun tedavi edilecek kas yerine başka yerlerdeki kaslara geçme olasılığı artar. Böylece kaş ve göz kapağı düşüklüğü ihtimali artar. Bu sebeple 65 yaş üzeri kırışıklık tedavisi yaparken dikkatli olunmalıdır.

Kırışıklık Tedavisi Uygulamasının Yan Etkileri Nelerdir?

Kırışıklık tedavisi uygulamalarının yan etkisi çok azdır. Pek çok hasta tedaviden hemen sonra günlük yaşamına ve işlerine dönebilir. En çok işlemden sonra ertesi gün geçici morluklar olabilir. Kırışıklık tedavisi sonrası kaşlarda ve yüzde asimetri olabilir. Bu işlemden bir hafta sonra yapılan kontrolde kolayca giderilir.

Göz çevresi ve alın işlemlerinde geçici kaş, gözkapağı düşüklüğü, çift görme gibi yan etkiler olabilir. Çok nadir olan bu yan etkiler 1-2 ay içinde kendiliğinden geriler. İşlemin etkisinin geçmesini beklerken özel göz damlaları kullanılarak yan etkilerin verdiği rahatsızlıklar giderilebilir.

Kırışıklık tedavisi kaş arası ve alın uygulamaları sonrasında kaşlar yükselir. Bu kişinin kaş yapısı ile alakalıdır. Çoğu kez kaşların yükselmesi genç ve dinamik bir görüntü verir. Ama bazılarında kaşlar gereğinden çok yükselerek rahatsız edici bir görünüme sebep olur.

Kırışıklık tedavisi öncesi alın hareketi yaptırılırsa kaşların ne kadar yükseleceği önceden anlaşılabilir. Kaş üstüne az miktarda enjeksiyon konularak kaşların aşırı yükselmesine engel olunabilir.
Kırışıklık tedavisi yüzü şişirmez. Bununla birlikte elmacık kemikleri çıkık, yanaklı kişilerde göz etrafına yapılan enjeksiyon elmacık kemiklerin daha fazla belirginleşmesine sebep olabilir.

Elmacık kemikleri belirgin olanlara göz çevresine yapılan enjeksiyon miktarı az tutarak engel olunabilir.

Her ne kadar bir hastalık olmasa bile özellikle koyu renkli benler her an için kanserleşme riski taşımaktadır. Genelde ben aldırma işlemi tercih eden insanlar estetik yönden yaklaşıyor olsalar da mutlaka benlerin kanserleşme riski akıldan çıkarılmamalıdır.

Sadece 5 dakika gibi bir sürede benler ameliyatsız yöntemlerde alınabilir. Ben aldırma için 3 ana yöntem olup, Lazer, Radyofrekans ve Elektrokoter olup, bu sayfada Lazerle Ben Aldırma konusunu ele alacağız.

Lazerle Ben Tedavisi Nedir?

Zararlı ışınlardan arındırılmış olan (Laser) renkli alanlarda yüksek ısı enerjisine dönüşen bir ışık türüdür. Renge dayalı bir tedavi yöntemi olduğundan sadece ciltten daha koyu renkteki benlerin tedavisinde kullanılabilir.

Yani burada ortaya çıkan sadece koyu renkli benlerin tedavisi için lazer kullanıldığıdır. Aynı şekilde bebeklerde doğuştan görülen Damar Beni (Hemanjiom) tedavileri içinde lazer kullanılan yöntemlerden biridir.

Lazerle Ben aldırma Nasıl Yapılır?

Koyu renkli benler ya melanin denilen kahverengi pigmentle oluşmuş, veya damar beni şeklinde olup, kırmızı renklidir. Renkli alanın ışıkla gelen ısıyı daha fazla tutması sonucunda ısınıp, melanin pigmenti içeren kahverengi benler lazer uygulandığında dokuda hasar oluşturacak düzeye kadar yükselir.

Koyu renkli ben alanı içeren doku bir anlamda pişer ve altındaki canlı dokudan sınırlanarak ayrılır. Günler içerisinde ayrılan bu tabaka benin küçülmesini veya kaybolması şeklinde tedavi edilmiş olur, bu alanda uygulanan en küçük tedavi yöntemidir.

Lazerle Ben aldırma Sonrası İz Kalır Mı?

Ameliyatsız ben aldırma teknikleri arasında Lazer harici iki farklı yöntem daha bulunmaktadır. Lazer diğerlerine göre daha avantajlı olup, tedavi sonrası fark edilir bir iz kalmayacaktır.

Fakat diğer iki yöntem ise tüm benlerde uygulanabiliyor olması nedeniyle daha çok tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır.

Alerji, genel anlamıyla aynı miktar ve koşullarda başka kişiler için zararsız olan farklı yabancı maddelere karşı, bazı kişilerin aşırı duyarlılık göstermesidir. Ev tozu akarları, polenler, küf mantarları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri, bazı gıda proteinleri, böcek zehirleri gibi maddeler, alerjinin en sık nedenleri arasında yer alırlar.

Alerjinin her ne kadar genetik kaynaklı olduğu düşünülse de vücudun zayıf olduğu dönemlerde (hamilelik, hastalık gibi) çeşitli alerjenlere karşı normalde olmayan alerjik tepkiler gelişebilir. Alerjik hastalıklar, kronik hastalıklar grubunda aile hekimleri tarafından ilk sırada gösterilmektedir. Bu hastalıklar basit bir burun akıntısından öte, çocuklarda düşünme bozukluğu ve minimal beyin hasarına kadar giden farklı tablolar ile seyredebilirler.

Alerji nedir ve neden olur

Bağışıklık sistemimiz, çevremizde bulunan ve vücu­dumuza burun, nefes yolları, bağırsaklar ve deriden giren yabancı ve zararlı maddelere karşı vücudu­muzu korumak için çeşitli reaksiyonlar verir. Bu reaksiyonlarla, bağışıklık sistemi hücreleri zararlı maddeleri ortadan kaldırır yada vücuda girmeleri­ni engeller. Alerjide ise bağışıklık sistemi normalde vücut için zararlı olmayan maddelere karşı, bundan bir miktar farklı; ancak vücut için zararlı olan aşırı bir reaksiyon verir.

Bağışıklık sistemi iki ana savunma yolu izlemektedir: humoral cevap ve hücresel cevap. Humoral ve hücresel savunma dışında, dış ortam ile direk temasta olan organların özel lokal savunma mekanizmaları mevcuttur. Sağlıklı insanlarda savunma sisteminin elemanları arasında fizyolojik ve fonksiyonel bir denge söz konusudur, fakat alerjik hastalarda bu denge bozulmuştur.

Alerji belirtileriAlerji belirtileri

“Alerji belirtileri nelerdir” sorusuna cevap alabilmek için öncelikle vücudunuzun nelere alerjisi olduğunu tam olarak bilmeniz gerekiyor. Ayrıca alerji belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve belirtilerin şiddeti değişebilir.

Alerjiye neden olan maddeler ve alerji nedenleriAlerjiye neden olan maddeler ve alerji nedenleri

Alerjenler doğal ortamdan veya kimyasal olarak kirletilmiş çevresel ortamdan kaynaklanabilirler. Doğal oramdan kaynaklanan alerjenlerin büyük kısmı solunumsal alerjenler grubunu oluşturmaktadır (ev tozu akarları, polenler, küf mantar elemanları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri, bazı gıda proteinleri, böcek zehirleri).

Alerjik rinit tedavisi

Alerjik rinit, klinik olarak, allerjen ile temastan sonra, nazal membranların IgE aracılıklı inflamasyonu sonucu oluşan, burunun semptomatik bir hastalığıdır. Alerjik rinit genel bir halk sağlığı problemi olup, toplumun ortalama %30’unu etkilemektedir ve sıklığı gi­derek artmaktadır.Alerjik rinit erişkinlerde işe, çocuklarda okula devamsızlığın en önemli nedenlerindendir.

Semptomların kontrol al­tına alınamaması yaşam kalitesinin azalmasına, okul performansının düşmesine ve sosyal aktivitelerde bozukluklara neden olmaktadır.Bu nedenle alerjik rinitin erken dönemde tanısının konulması ve tedavisinin uygulanması önem taşımaktadır.
Alerjik rinit geleneksel olarak semptomların görülme zamanına göre mevsimsel ve perennial alerjik olarak sınıflandırılmaktaydı.

Yeni tedavi planları bu sınıflamaya göre yeniden düzen­lenmiştir.
Alerjik rinitte semptomlar hafif olsa bile olası komplikasyonları önlemek için hastalığın tedavisi erken dönemde yapılmalıdır. Alerjik rinit tedavisinde;

  • Alerjenlerin dikkatlice ortadan kaldırılması (hayvanlar, evdeki toz) sadece semptomlara sebep oluyorsa gereklidir. Bugünkü görüşe göre, sadece önlem amacıyla doğal ortamdaki alerjenlerden kaçınmaya gerek yoktur.
  • Farmakoterapi, farklı farmasötik gruplardan semptoma göre ayrı uygulanan ilaçların bir kombinasyonunu içermelidir.Alerjik rinitte antihistaminler aksırma ve mukoz oluşumunu kontrolünde en etkili ilaçlardır.
  • Daha az yan etkisi olan yeni antihistaminlerden faydalanılmalıdır.Antihistaminler ayrıca nazal sprey olarak da mevcuttur.
  • Kombinasyon ürünlerin (antihistamin + sempatomimetik) nazal tıkanıklık üzerinde oldukça olumlu etkileri vardır.
  • Sürekli olarak 10 günden fazla kullanılmamalıdır.Nazal kortikosteroidler alerjik rinitin tüm semptomlarına karşı etkilidir ve ayrıca nazal poliplerin büyümesi üzerinde önemli bir etkisi olan yegane ilaçlardır.
  • Daha düşük sistemik biyo-yararlanımları olduğundan özellikle çocuklar için daha yeni ilaçlar (mometazon, flutikazon propiyonat ya da furoat) reçete edilmelidir.
  • Kromoglikat rinitin tüm semptomları üzerinde bir miktar etki gösterir ama etkinliği kortikosteroidlerden açıkça daha azdır.Lökotrien reseptör antagonistleri, alerjik rinitin semptomlarını rahatlatır.
  • Duyarsızlaşma tedavisi (hiposensitizasyon, alerjen immünoterapi,) esas olarak polen kaynaklı rinit durumunda düşünülür . Duyarsızlaşma tedavisi uzman bir doktor tarafından reçete edilir ama yetişkinlerde tedavi genelde uzman birim ile irtibat halindeki bir genel pratisyen tarafından gerçekleştirilir.

Alerjik rinit ile ilişkili diğer semptomların yönetimi:

  • konjunktival semptomlar için göz damlası (mast hücre sabitleyicileri, antihistaminler)
  • eğer antihistamin kullanımı ya da nazal kortikosteroidler kuruluğa ya da iritasyona sebep olmuşsa, mukoz membranları nemlendirmek ve iyileştirmek için nazal spreyler ve solüsyonlar (su ya da yağ bazlı)
  • nazal kortikosteroidler ile tedavi başlamadan önce nazal tıkanıklıkta bir rahatlama gerekiyorsa, sempatomimetik ilaç içeren spreyler kısa süreli kullanılabilir (7-10 günden fazla olmamak kaydıyla).

Alerji ilaçları ve ilaç tedavisi

Dekonjensan ilaçlar: Adrenerjik reseptörleri etkileyerek vazokonstrüksiyon yaparak etki gösterirler.Topikal sprey veya oral formda kullanılabilir.

Topikal spreyler:Topikal spreyler:

  • Burun tıkanıklığını tedavi etmekte oldukça etkindirler
  • Doktorun önerisine göre kullanım süreleri 3-10 güne sınırlıdır.
  • 10 günden fazla kulanımda, rinitis medikomentoza ve taşiflaksi gibi istenmeyen yan etkiler oluşabilir

Oral tabletler :

  • Spreylerden daha az etkilidirler: “rhinitis medicamentosa” yapmazlar
  • Bir oral antihistaminikle kombine edildiğinde daha etkindir.
  • Bir yaşından küçük çocuklarda, gebelik, hipertansiyon, kardiyopati, prostatizm, ve glokom varlığında kullanımı pek tercih edilmez

Kromonlar: Etki mekanizmaları tam olarak bilinmemekle beraber mast hücre duvarına bağlanarak ve/veya IgE bağlandıktan son­raki hücre içi basamaklarda etki yaptıkları düşünülmektedir. Disodyum kromoglikat (DSCG) ve nedokromil bu grupta kullanılan ilaç­lardır.

  • Antihistaminiklerden daha az etkilidirler
  • Sık uygulama gerektirirler : DSCG dört kez/gün, nedokromil iki kez/gün
  • Çocuklarda ve gebelerde kullanımları çok güvenlidir.

Topikal anti-kolinerjikler (Ipratropium bromid)

  • Sero-müsinöz bezlerin muskarinik reseptörlerini bloke ederek etki gösterirler.
  • Sulu burun akıntısını kontrol etmede etkilidir, ancak hapşırık veya tıkanıklığa etkisi yoktur.
  • Burunda kuruluk, irritasyon ve yanma hissi gibi istenmeyen yan etkileri oluşabilir.
  • Sistemik yan etkileri çok azdır.

Antihistaminikler: Alerjik rinit tedavisinde seçilecek ilk ilaçlardır.Postkapiller venüllerin endotel hücrelerinde H-1 reseptör aktivitesini inhibe ederler. Alerjik rinit semptomlarından kaşıntı,aksırık ve sulu akıntıyı etkilerler, nazal obstrüksiyon üzerine etkileri yok­tur. Antihistaminikler genel olarak antiinflamatuar ilaç olarak kabul edilmemektedirler, ancak son yıllarda özellikle 3.kuşak antihistaminiklerin antiinflamatuar etkilerinden söz edilmektedir. Antihistaminikler akut alerjik reaksiyonlarda etkilidir.

Nazal kortikosteroidler: En güçlü antiinflamatuar ajanlardır. Nazal mukozadaki hücre infiltrasyonunu ve inflamatuar mediyatörlerin salınımını azaltırlar. Obstrüksiyon dahil tüm nazal semptomların tedavisinde etkilidirler.

Sistemik kortikosteroidler: Alerjik rinit tedavisinde en son basamakta kullanılan ilaçlardır. Ağır dirençli semptomlar için kısasüreli (< 5 gün) önerilebilirler.Eğer bir başka seçenek yoksa, çocuklarda ve gebelerde çok dikkatli kullanılmaları gerekir

Antilökotrien ilaçlar: Tek başlarına kullanıldıklarında inhale kortikosteroidlerden ve antihistaminiklerden daha az etkilidirler. Antihistaminiklerle birlikte “additive” etkisi olabilir. Özellikle aspirine bağlı rinit ve astımda etkindir.

Alerji tedavisinde spesifik immunoterapi

Alerjik rinit tedavisinde etkili olduğu bilinen tedavi yöntemlerinden biridir. Birçok allerjenle yapılabilir ancak Avrupa’da genellikle iki allerjene sınırlandırılmıştır. Risk-yarar oranı tüm olgularda düşünülmelidir.

Seçilmiş hastalarda etkinliği oldukça yüksektir. Alerjik rinit için yapılan enjeksiyon immunoterapi, alerjik astımın gelişmesini de önleyebilir. Standardize terapötik aşılar tercih edilir. Subkutan immunoterapi, hastalığın doğal seyrini değiştirir.

Alerjik rinit tedavisinde gelecek tedaviler

Anti IgE (Omalizumab): Serbest IgE düzeylerini düşürür ve bazofil üzerindeki IgE reseptörlerinin ekspresyonunu azaltır.

Farklı alerjik rinit tiplerinde ilaç tedavisi

Mevsimsel rinit (intermitent semptomlar)

  • Polen sayımı düşük olduğu sürece antihistaminikler tek başına yeterli olabilir. Polen alerjide, ihtiyaç duyulduğu takdirde topikal tedaviye (nazal kortikosteroidler) ek ilaç olarak antihistaminikler kullanılabilir.
  • Oral uygulanan antihistaminikler yerine doğrudan burun ya da konjunktivaya uygulanan antihistaminikler kullanılabilir.
  • Eğer tedaviye semptomların başlangıcından önce başlanmışsa nazal kortikosteroidler nazal tıkanıklığa karşı en etkili olanlardır. Düzenli tedavi mevsim süresince devam etmelidir. Hasta maruziyete (polen sayımı) ve semptomlara bağlı olarak dozu kendisi ayarlayabilir.
  • Kormoglikata da ayrıca polen mevsimi ve semptomlar başlamadan önce başlanır. Mast hücre sabitleyici göz damlaları (kromoglikat, lodoksamid) ayrıca mevcuttur. Tedavi mevsim boyunca devam etmelidir.
  • Lökotrien reseptör antagonistlerin etkisi antihistaminin etkilerine benzer. Bunlar astım için ilave ilaç olarak kullanılırlar ve bu sebepten dolayı alerjik riniti olan astım hastaları için faydalıdırlar.

Pereniyal rinit (sürekli semptomlar)

  • Nazal kortikosteroidler genelde tercih edilen ilaçlardır ve hem aralıklı hem de devamlı olarak kullanılabilirler (örneğin nazal polipleri olan hastalar). Başlangıç dozu genelde her nostril içine günlük (geceleri) iki spreydir. Genelde dozu düşürmek mümkündür, böylece optimal bir durumda devam dozu her nostril içine iki günde bir spreydir. Ayrıca, birkaç hafta devam eden tedaviden sonra eşit sürelerde ara verilecek şekilde periyodik tedavi de uygulanabilir.
  • Antihistaminler aksırma ve aşırı mukoz salgılamasını kontrol amacıyla kullanılabilir.
  • Antihistaminler ayrıca hafif nazal tıkanıklık durumlarında sempatomimetik ilaçlarla birlikte kullanılabilir.
  • Pereniyal rinitte alerji semptomlarının başlamasını engellemek amacıyla kısa süreli olarak kromoglit kullanılabilir, örneğin hayvanlarla beklenen bir temas öncesinde.
  • Lökotrien reseptör antagonistler de ayrıca astım ile ilişkili pereniyal rinit vakalarında uygundur.

NARES (eozinofili sendromlu alerjik olmayan rinit)

  • Farmakoterapi antihisteminler ve topikal kortikosteroidlerden oluşur (pratikte ilaç tedavisi alerjik rinitte kullanılanlarla aynıdır).

Vazomotor Rinit

  • Vazomotor rinitte, aşırı mukoz salgılanışı en iyi ipratropium nazal sprey ile tedavi edilir. Yaşlı hastalar tedavi edilirken antikolinerjik ilaca kontraendikasyonlar hatırlanmalıdır. Antihistamin ve sempatomimetik ilaçları barındıran kombine ilaçlar da ayrıca faydalı olabilir.

Alerjik rinitte alerjenlerden korunma

Bütün alerjik hastalıklarda olduğu gibi allerjenden korunma ilk basamakta yer alır. Allerjenden korunma hastalığın ağırlığının azal­masına ve ilaç kullanımının azalmasına yardımcı olur. Ev tozu akarları, polenler, mantar sporları en önemli allerjenlerdir.

Ev tozu akarlarına yönelik:

  • Nemi azaltmak için yeterli havalandırma sağlanmalı
  • Yatak çarşafı, nevresim vb düzenli olarak 60°C’de yıkanmalı.
  • Yastık, battaniye vb allerjen geçirgen olmayan kılıflar içinde kullanılmalı.
  • Mümkünse HEPA filtreli vakum temizleyiciler kullanılmalı
  • Yatak odasında tüylü ve yünlü oyuncak vs olmamalıHalı yerine yerleri parke veya vinilex ile döşenmeliKalın perde, tüylü oyuncaklar ve hayvanları yatak odasından uzaklaştırılmalıdır.

Polenlerden korunmak herzaman kolay değildir

  • Polenin pik yaptığı zamanlarda pencereleri kapalı tutarak kapalı yerde kalınmalıdır
  • Güneş gözlüğü kullanılmalıdır
  • Mümkünse, klima kullanılmalıdır
  • Mümkünse arabaya polen filtresi taktırılmalıdır

Mantarlar

  • Evleri kuru tutulmalıdır.
  • Mantarları banyolardan ve diğer ıslak yüzeylerden temizlemek için amonyak kullanılabilir

Hamamböceği

  • Hamamböceği için uygun ilaçlama yapılmalıdır.
  • Rutubeti ve ıslaklık önlenmelidir, ortalıkta besin artıkları ve yiyecekler bırakılmamalı; allerjenden temizlemek için yüzeyler ve yerler iyice yıkanmalıdır.

Alerjik hastalıklar kimlerde daha sık görülür?

Alerjik reaksiyon, yaş, cinsiyet, ırk veya sosyoekonomik statü farkı gözetmeksizin herkeste görülebilir. Genel olarak, alerjiler çocukluk çağında daha sık görülmekle birlikte ilk başlangıç her yaşta olabilir.

Alerji nedenleri (Detaylı)

Polenler

Polenler, gözle görülmeyen ~ 0.05 mm boyutlarında, farklı şekillerde ince tanecikler oluşturan bitkilerin erkek tohumlarıdır. Polen tanecikleri birçok alerjik protein içerir.Polenler, gözle görülmeyen ~ 0.05 mm boyutlarında, farklı şekillerde ince tanecikler oluşturan bitkilerin erkek tohumlarıdır. Polen tanecikleri birçok alerjik protein içerir.

Polen alerjisine yol açan başlıca üç bitki ailesi vardır: çayır otları (Mayıs- Temmuz), ağaçlar (Ocak- Mayıs) ve yabani otlar (Temmuz- Ekim). Polenlerin alerji oluşturma potansiyelleri, bu polenleri çevrelerine saçan bitkilerin az veya çok yoğun olmalarına ve bu bitkilerin az veya bol polen üretmelerine bağlıdır. “Polinoz” olayında bitkilerin içerdiği polenler rol oynamaktadır. Aynı cins bitkinin iki farklı türünde değişik proteinler bulunabileceğinden farklı aleni oluşturma potansiyellerine sahip olabilirler.

Türkiye’de yapılan geniş çaplı araştırmalar neticesinde polen alerjenleri arasında en sık çayır otlarının alerjiye neden olduğu tespit edilmiştir. Bunların en önemlileri, alerjik potansiyeli ve yıl süresinde bitki ve polen yaygınlığını göz önünde bulundurarak, erken açanlar (parmak otu, çayır otu, delice otu, parmak otu, fleol, Festuca elatior, büyük ayrık otu) ve geç açanlar (kokulu yonca, arpa, buğday, çavdar, mısır, mercimek) olarak gruplandırılabilir.

Ev Tozları

Ev tozlarının miktarı evin yerine, bulunduğu yerin iklimine, deniz seviyesinden yüksekliğine göre, evden eve veya odadan odaya göre büyük oranda değişkenlik gösterir.

Ev tozları bir alerjen deposudur, içinde alerjiye sebep olan etken akar (mite) denilen ev tozu böceği solunumsal alerjenler arasında polenlerden sonra en sık aleni etkenidir.Ev tozlarının miktarı evin yerine, bulunduğu yerin iklimine, deniz seviyesinden yüksekliğine göre, evden eve veya odadan odaya göre büyük oranda değişkenlik gösterir. Ev tozları bir alerjen deposudur, içinde alerjiye sebep olan etken akar (mite) denilen ev tozu böceği solunumsal alerjenler arasında polenlerden sonra en sık aleni etkenidir.

Hayvan Proteinleri ve Tüyleri

Hayvanların deri döküntüleri ve tüyleri aleniye sebep olmaktadır. Genellikle evcil hayvan besleyenlerde veya hayvancılıkla uğraşan insanlarda görülür.

Daha çok hava yolları ile vücuda alındıkları için solunum yolu bulgularına neden olurlar. Evcil hayvanlar arasında ülkemizde en sık kedi daha sonra köpek, at, sığır, koyun kepeği ve tüyü sayılabilir. Ayrıca kümes ve kafes kuşlarının tüyleri de sıklıkla alerji sebebidir (tavuk, ördek, kaz, hindi, muhabbet kuşu, kanarya, papağan).

Küf Mantarları

Küf mantarları farklı renklerde olup, ev dışında (çürüyen bitkiler üzerinde, havada) veya ev içinde (evin güneş görmeyen nemli yerlerinde) bulunurlar.

Gözle görülmeyen, alerjik etki yaratan sporlar üretirler. Polenler gibi atmosferdeki spor sayısı hava koşullarına bağlıdır. Havanın sıcak ve nemli olduğu zamanlarda (yazın sonu ve erken sonbahar) alerjik bulgulara neden olurlar. Küf alerjenleri hava yolları ile alınabilecekleri gibi bazı gıdalarla birlikte de alınabilirler (paslanmış peynir, mantar, kurutulmuş meyveler, maya içeren gıdalar, soya sosu, sirke).

Haşereler ve Haşere Zehirleri

Türkiye’de solunumsal alerjenler arasında haşereleri özellikle de hamamböceğini saymak yerindedir (~ %1.7’sini oluşturur). Çok daha az sıklıkla güve, sivri sinek, tahta kurusu, at sineği ve karınca sayılabilir.

En sık karşılaşılan böcek alerjisi arı sokması nedeni ile olanlardır. Arı alerjisi toplumda sık görülen, önlenebilen, fakat bazen de ölümcül sonuçları nedeni ile dikkatleri üzerine çeken alerjik bir tablodur. Ülkemizde yapılan çalışmalara göre arı alerjisi % 2-3 olarak görülmektedir. En sık alerji sebebi olan arı türleri bal arısı, sarı arı ve eşek arılarıdır.

Alerjiye neden olan gıdalar

Gıda alerjisine 3 yaşın altındaki çocuklarda %8, erişkinlerde %2 sıklığında rastlanır. Gıdaların alerjik fraksiyonları genellikle ısıya dayanıklı, suda çözülebilen, 10-70 kDa ağırlığında glikoproteinlerdir.

Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi tarafından gıda yada gıda katkı maddeleri ile oluşan reaksiyonlar, mekanizmalarına bağlı olarak, iki gruba ayrılmıştır:

  1. Toksik reaksiyonlar (gıda zehirlenmesi): toksik gıdanın yeterli alımı ile oluşur (patateste bulunan glikoalkaloitler, baklagillerde bulunan siyanojenik glikozitler).
  2. Nontoksik reaksiyonlar: aleni ve aşırı duyarlılık (gerçek alerji, gıdalara karşı oluşan reaksiyonların ~ %20’sini oluşturur) gibi bağışıklıksistem aracılığı ile veya intolerans (enzim eksikliği, gıdalarda bulunan kimyasal maddeler, koruyucular ve renklendiriciler) gibi bağışıklık sistem aracılı olmayan mekanizmalar ile oluşur.

Birkaç ülkede yapılmış çalışmalarda 1 yaşına kadar olan çocukların %2.5’inde inek sütü alerjisi saptanmıştır ve bunların %60’ı IgE aracılıdır. Süt alenisi olan vakaların %35’i diğer bazı gıdalara da alerjik reaksiyon gösterirler. İngiltere ve ABD’de yumurta alenisi sıklığı %1.3, yer fıstığı %0.5, gıda katkı maddeleri<%1 olaraksaptanmıştır. Erişkinlerde gıda alerjisi sıklığı çalışmaları daha azdır ve Amerika’da özellikle yer fıstığı ve fındık alerjisinin %1.3 olduğu, İngiltere’de genel erişkin aleni sıklığının %1.4-1.8 olduğu saptanmıştır.

Alerjiye neden olan ilaçlar

Hastalıkların tanı ve tedavisi için geliştirilen ilaçlarla birlikte ilaç alerjisi görülme sıklığında da artış gözlenmeye başlamıştır. İlaçların çoğu kendi başına olmayıp vücuda girdiğinde proteinlerle birleşip alerjik etkinlik kazanmaktadırlar. Bunun dışında birçok ilaçta kullanılan boya ve koruyucu maddeler de alerjik reaksiyondan sorumlu olabilir. İlaç alenileri sık rastlanan bir olgu değildir. İlaç alenisi söz konusu olabilmesi için kişinin daha önce mutlaka ilaçla karşılaşmış olması gerekmektedir. İlaç alerjisi durumunda klasik alerjik reaksiyonlar görülebileceği gibi (ateş, ürtiker, dermatit, anafilaksi) daha spesifik reaksiyonlar da görülebilir (kan hücre yıkımı, böbrek, damar ve karaciğer iltihabı, safra kanallarının tıkanması, romatizma benzeri tablo, ışık alerjisi).

İlaca bağlı oluşan alerjinin belirtileri

Anaflaksi: İlaç alımı sonrası görülebilecek en tehlikeli tepki türüdür, ilaç alımını takiben dakikalar içinde ortaya çıkabilir. Tansiyon düşüklüğü, vücutta kızarma ve kabarmalar (ürtiker/anjio ödem), boğazda tıkanıklıkhissi (larinks ödemi), bilinç kaybı, nefes darlığı ve diğer bazı belirti ve bulguların en az ikisinin bir aradaolduğu bir klinik bulgu topluluğudur. Hemen tedavi edilmezse yaşamı tehdit edici özelliği vardır.

İlaç ateşi: Beraberinde ciltte döküntüler de olabilir. İlaç kesildikten 48-72 saat sonra ateşin düşmesi ile diğer ateş nedenlerinden uzaklaşılır.

Vaskülit: Ciltte özellikle bacaklarda ve kalça bölgesinde döküntüler ile beraberinde ateş, kas ağrısı, eklem ağrısı ve halsizlik olur.

Serum hastalığı: İlaç alımını takiben 6 ile 21 gün sonra görülür. Ateş, halsizlik, ciltte döküntüler, eklem ağrısı ve lenf bez­lerinde büyüme olur.

Mesleki alerjenler

İki yüz’den fazla mesleki alerjen tespit edilmesine rağmen bunların oldukça büyük bir oranını lateks alerjisi oluşturmaktadır. Lateks, Hevea braziliensis isimli kauçuk ağıcının sütlü özsuyudur. Günümüzde birçok üründe lateks kullanılmaktadır: tıbbi ürünler (eldivenler, kateterler, kan almada kullanılan bantlar), elbiseler (iç çamaşırları, naylon çoraplar, korseler), lastik oyuncaklar, emzik, şişe kapakları, spor malzemeleri, otomobil lastikleri, doğum kontrol araçları (kondom, diyafram).

En çok görülen alerji çeşitleri nelerdir

Allerjiyi başlatan mekanizmalar genellikle aynı ol­makla birlikte, etkilenen organa göre değişen kli­nik bulgular ortaya çıkar. Alerjik hastalıklar ortaya çıkan bulgu ile etkilenen doku ve organ sistemine göre adlandırılır.

Alerjik rinit alerjik nezle

Rinit, burun iç kısmını döşeyen ve mukoza adı veri­len dokunun inflamasyonudur (iltihabı reaksiyonu). Rinitlerin yaklaşık yarısı allerjiye bağlıdır. Rinit sık görülen bir hastalıktır. Toplumun ortalama %10 ‘unda allerjik rinit vardır. Bu oran diğer allerjik has­talıklarda olduğu gibi her geçen yıl artmaktadır.

Alerjik Rinit Belirtileri

Hastada burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, koku almada azalma, konjunktivitin yanı sıra yorgunluk, algılama güçlüğü, uyku bo­zukluğu gibi dolaylı rinit belirtilerine de rastlanır.

Mevsimsel alerjik rinit- saman nezlesi

Ağaç poleni, çayır poleni ve yabani ot polenlerine karşı allerji gelişme­si sonucunda ortaya çıkar. Şikayetler bu allerjenlerin atmosfer­de yoğun olduğu dö­nemlerde belirgindir. Hastalığın yıl içindeki süresi, yaşanılan coğrafi bölge ve iklim ile yakından ilişkilidir.

Sürekli alerjik rinit

Allerjenlere temasın yıl boyu devam ettiği ve şika­yetlerin genellikle tüm yıla yayıldığı allerjik rinit şek­lidir. Neden olan allerjenler ev tozu akarları (mite), hamamböcekleri, ev hayvanı allerjenleri (kedi, kö­pek, hamster gibi), ve mantar sporlarıdır (küf).

Mesleki alerjik rinit

Çalışma ortamındaki allerjenlere yada irritan (tahriş edici) maddelere bağlıdır. Hapşırma, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi allerjik rinit bulguları çalış­ma ortamına girdikten sonra ortaya çıkar.

Alerjik konjunktivit

Gözün ön kısmını ve göz kapaklarının iç kısmını ör­ten zar tabakasının alerjisidir. Gözlerde kızarıklık, yanma, batma, şişlik ve gözyaşı salgısının artması gibi şikayetlere neden olur. Mevsimsel allerjik rinitlerle birlikte sık görülmekle birlikte, diğer rinit türle­rinde de konjunktivit olabilir.

Astım (Bronşiyal astma)

Astım, havayollarının (Bronşların) kronik inflamasyonu ile seyreden, nefes darlığı, hırıltılı solunum ve öksürükle karakterize bir hastalıktır.

Alerjik astım belirtileri nelerdir ve nasıl oluşur?

Astımda havayolları her türlü uyarana karşı (alerjenler, enfeksiyonlar, kokular, sigara dumanı vb.) hassas hale gelir. Uyaranlar havayollarını saran kasların kasılmasına, salgı bezlerinin aşırı salgı yap­masına ve sonuçta da havayollarının daralmasına neden olur. Bu olaylar sonucunda astımın klinik be­lirtileri ortaya çıkar.

Alerji testleri ve alerji nasıl tespit edilir

En önemli adım gerçek alerjiyi, alerji gibi semptom veren durumlardan (intolerans, gıda zehirlenmesi, ilaç yan etkileri, v.s.) ayırt etmektir. Bu yüzden ayrıntılı kişisel ve ailesel klinik hikaye, doğru ve güvenilir alerji tanısı için en kritik aşamadır.

Hastanın hangi alerjene, ne kadar süre ile maruz kaldığı, maddenin alerjik potansiyelinin bilinmesi ve uygun spesifik test seçiminin yapılması çok önemlidir. Alerji testleri, hikayenin yanında önemli destekleyici tanı araçları olarak kullanılmalıdır.

Alerji tanısı ve testleri

Alerji deri testleri

A- PRICK Testi; Alerji testleri arasında sık kullanılan, ucuz ve spesifik olmasından dolayı yüksek tanısal değere sahiptir. Genellikle ön kolun iç yüzüne ince iğne ucu ile derinin sadece üst tabakasında küçük bir delik yapılır ve spesifik alerjen ekstresi içeren bir damla damlatılır. 15- 20 dk. sonra pozitif ve negatif kontrollerle kıyaslanarak ciltte oluşan kızarıklık ve kabarıklık seviyeleri ölçülür.

-Solunumsal ve gıda alerjenlerinin taramasında kullanılır (hasta spesifik alerjen ile mutlaka daha önce karşılaşmış olması gerekir).

-Gıda alerjisi tanısında eğer taze gıda ekstresi kullanılmıyorsa PRICK testin duyarlılığı oldukça düşük olduğu bildirilmiştir (özellikle yumurta, süt ve fıstık alerjisi tanılarında taze ekstre kullanılmalıdır).

B- İntradermal Test: Alerji semptomları olan ve PRICK testi negatif olan hastalarda uygulanabilir. PRICK testine göre hassasiyeti daha yüksek olmasına rağmen invazif ve riskli bir testtir.

Deri testlerinin genel olarak daha duyarlı ve özgül olmalarına rağmen bazı dezavantajları vardır:

  • İnvazif testlerdir.
  • Şüphelenilen her alerjen için ayrı uygulama gerekir.
  • Bazı fizyolojik durumlarda testlerin uygulanması ve değerlendirilmesi zordur (bağışıklık sistemi bebeklerde henüz gelişmediğinden ve yaşlılarda baskılanmış olduğundan dolayı reaksiyon görülmeyebilir).
  • Bazı klinik durumlarda testlerin uygulanması sakıncalıdır (hamilelik, cilt semptomları ile seyreden vakalar, antihistaminik ilaçların kesilemediği durumlar).
  • Testlerin değerlendirilmesi sübjektiftir: sonuçlar uygulayan ve değerlendiren kişinin deneyimine göre farklılık gösterebilir.
  • Ticari olarak hazırlanan birçok alerjen ekstresinin gerçek içeriği ve dozu bilinmediği için uygulamalar sırasında aynı alerjen ile farklı sonuçlar oluşabilir ve objektif değerlendirme gerçekleşemez.
  • Alerjen preparatların gücü zamanla, dilüsyonla ve artmış ısıya maruz kalmakla azalabilir, bakteriyel kontaminasyon görülebilir.
  • Nadir de olsa yaygın lokal reaksiyon, sistemik semptomlar, bazen de ölümle sonuçlanabilecek ciddi anafilaksi gibi yan etkiler görülebilir.

Alerji ve kan testleri

Birçok bilimsel çalışmaya göre anamnez ve laboratuvar testlerinin birlikte değerlendirilmesi alerjik hastalıklarda en yüksek tanısal değere sahiptir.

A- Alerjik Enflamasyon Parametreleri:

Eozinofil Sayısı

-Kronik alerjik enflamasyonda kanda, solunum yolları mukozasında ve bronşiyallavaj sıvısında artmıştır.

Eozinofil Katyonik Protein (ECP)

  • Kronik alerjik enflamasyonda eosinofil aktivasyonu sonucu eozinofil granüllerinden bazı proteinler salınır: ECP, Eozinofil Protein X (EPX) v.s.
  • ECP sitotoksik aktiviteye sahip olduğu için doku hasarına neden olur.
  • Serum ECP seviyesi, alerjik hastalıklarda oluşan enflamatuar reaksiyonun şiddetini gösterir.
  • Ciddi alerjik hastalıkların seyrinin ve tedavinin takip edilmesinde kullanılır.

B- Alerjik Duyarlılık Parametreleri:

Total IgE

Genel alerji tanısında % 60 duyarlılık ve özgüllükle yaygın olarak tarama amaçlı kullanılmaktadır. Total IgE ölçümünün oldukça yararlı olabileceği klinik kullanımlar şunlardır:

  • Yeni doğanlarda alerji eğilimini tahmin etmek.
  • “Alerjen yükünü” tahmin etmek: daha yüksek total IgE daha geniş alenen çeşidi ve hastanın bunlara daha duyarlı olma durumları söz konusudur.
  • Diğer deri ve serum testlerini, hikaye ve klinik bulguları desteklemek.

Total IgE ölçümünün bazı dezavantajları vardır:

  • Bazı alerjik bulgular (dermatit) başka bulgulara nazaran (konjonktivit, rinit) daha fazla total IgE yüksekliğine neden olur. Genel olarak semptomların varlığı veya şiddeti ile serum total IgE seviyeleri arasında korelasyon saptanmamıştır.
  • Parazit hastalıklarının varlığı total IgE seviyelerini yükselteceği için gerçek aleni tanısını zorlaştırabilir.

Alerjen Spesifik IgE

Alerjen Spesifik IgE Karışım Tarama Testleri

  • -Sık rastlanılan alerjenlerin gruplandırılması ile oluşturulmuşlardır.
  • -Potansiyel alerjen listesini daraltmak için kullanılırlar.
  • -Az miktarda alınan venöz kan yeterlidir.
  • -Sonuçlar aynı gün içerisinde negatif veya pozitif olarak rapor edilir.
  • -Pozitif sonuç durumunda karışım içinde bulunan her bir spesifik alenen araştırılmalıdır, negatif sonuç ise sadece bu karışım içinde bulunan spesifik alerjenlere karşı reaksiyon olmadığını gösterir.

Alerjen Spesifik IgE Testleri

  • Alerjik reaksiyona neden olan muhtemel spesifik alerjen tespit edilir;
  • -Çok geniş alerjen grubunu kapsarlar.
  • -Az miktarda alınan venöz kan yeterlidir.
  • -Hormonal değişimlerden etkilenmezler.
  • -Genel olarak semptomların varlığı veya şiddeti ile serum spesifik IgE seviyelerinin, total IgE seviyelerine göre özellikle ani tip alerjik reaksiyonlarda daha iyi korelasyon gösterdikleri saptanmıştır.

Alerjen Spesifik IgE Ölçüm Metodları

Alerjen spesifik IgE, farklı işaretleyiciler kullanılarak (enzim, radyoaktivite, floresan veya lüminesan), immünometrik yöntem ile tespit edilir.

Alerji uyarı testleri

Uyarı testleri alerjik hastalıkların tanısında altın standardı oluştururlar.

-Nazal provokasyon testi.

-Çift kör, plasebo kontrollü gıda uyarı testi.

-Diğer provokasyon testleri (haşere zehiri, lateks, v.s.).

Alerji hastalarının dikkat etmesi gerekenler ve alerji nasıl geçer

Küfler (mantarlar) ve ev tozu akarları nemli or­tamlarda kolayca ürediklerinden, eviniz güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.

Mezoterapi, vitaminlerin, minerallerin, aminoasitlerin, enzimlerin, homeopatik ilaçların, karışımlar halinde, mikroenjeksiyon tekniği ile cildin orta tabakasına enjekte edilmesi yöntemidir.Mezoterapi, vitaminlerin, minerallerin, aminoasitlerin, enzimlerin, homeopatik ilaçların, karışımlar halinde, mikroenjeksiyon tekniği ile cildin orta tabakasına enjekte edilmesi yöntemidir.

Tüm dünyada birçok alanda (cilt yenileme, selülit tedavisi, bölgesel incelme, saç tedavisi, çatlaklar, lekeler, çeşitli deri hastalıklarında, keloid tedavisinde, allerjik hastalıklarda v.s.) yaygın olarak kullanılmaktadır.

Neden Mezoterapi?Neden Mezoterapi?

Ağız yoluyla ya da kas veya damar içine yapılan enjeksiyonlar yoluyla alınan ilaçların aldığınız miktarlarının tümü her zaman ilgili hedef bölgeye kadar ulaşamamaktadır. Çünkü ilaçların emilimi sırasında bir kısmı emilemeden parçalanarak atılmaktadır.

Bu yüzden alınan ilacın etkisi sınırlı kalmaktadır. Ayrıca sistemik yolla alınan ilaçlar kan yoluyla tüm vücuda yayılabildiği için diğer organ ya da dokularımızı da etkileyecektir ve istenmeyen yan etkiler oluşabilecektir.

Mezoterapide ise küçük miktarlarda yapılan mikroenjeksiyonlarla ilaçlar direkt olarak problemli bölgeye verilir. Sistemik bir yan etkiye neden olmaksızın problem çözülür. Bu yolla tedaviden maksimum fayda elde edilir.

Mezolift – Yüz Mezoterapisi

Yaşlanma yaşamın doğal bir sonucudur. Genetik ve çevresel faktörler, yaşam şartları ve yaşamı algılama biçimimiz yaşlanma sürecini etkiler. Kırışıklıklar da cildin yaşlanmasının en doğal sonucudur. Engellenemez fakat geciktirilebilir ve azaltılabilirler.

Günümüzde, geçen zamanın ve güneşin cildimizde oluşturduğu izlerden kurtulmak için pek çok gelişmiş teknolojilerden faydalanmak mümkündür. Ciltteki kırışıklık ve gevşemelerde kullanılan mezolift, bu yöntemlerin en doğal ve pratik olanlarındandır.

Mezolift Nedir?

Mezolift, kelime olarak cilt germe anlamına gelmektedir. Mezolift ile kırışıklık tedavisi iki başlık altında incelenebilir:

Yaşlanmayı geciktirici (anti-aging) uygulamalar

Yaşlanma süreci içinde meydana gelmiş olan kırışıkların giderilmesi
Mezolift yöntemiyle yüz, boyun, dekolte ve el sırtlarında oluşan yaşlanma etkileri giderilmektedir. Özellikle, orta yaş ve üstündekilerde, sigara kullananlarda, güneşin zararlı etkilerine maruz kalmış, yıpranmış ve bakımsız ciltlerde, beslenmesine dikkat etmeyenlerde ve kuruluk veya sarkma gibi yakınması olan kişilerde iyileştirici etkisi çok belirgindir.

Ayrıca ciltte yıpranma etkileri henüz başlamadan, kırışıklık ve çizgiler henüz oluşmadan düzenli olarak mezolift uygulaması, cildin olduğundan daha genç, canlı ve sağlıklı görünmesini sağlar.
Yüz, boyun, el, dekolte gibi alanların cildi mezoterapi yardımıyla yenilenir. Cildin gerginliği artar, kollajen sentezinin artmasıyla kırışıklıklar azalır, cilt rengi ve tonusu düzelir; yaşlanması geciktirilir.

Saç Mezoterapisi:

Genetik yatkınlık, çevresel faktörler, stresli yaşam ve yılların etkisiyle saçlarımızda dökülme kırılma, canlılığını yitirme gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle mevsim değişikliklerinde fazlalaşan problemler, erkeklerde 18 ve 30 yaşları arasında, kadınlarda ise 25 ve 40 yaşları arasında ani artış gösterir. Genel stres düzeyimizin artığı ve gerginliğimizin uzun süre devam ettiği durumlarda tüm vücut fonksiyonlarımızın etkilendiği gibi saçlı derimizde de önemli değişiklikler olur.

Artan gerginliğimiz saçlı derimizde, kafa kaslarımızda ve bunların içinde bulunan küçük damarlarda kasılmalara kan dolaşımının azalmaya sebep olur. Bozulan kan dolaşımı saç kökleri ve saçlı deriyi besleyen dokuların yeterli oksijen ve saç yenilenmesini sağlayan vitamin ve organik besinleri alamamasına neden olur.

Mezoterapi seansları, sebebi ne olursa olsun, kadınlarda ve erkeklerde uygulanan saç ile saçlı derinin hem kan dolaşımını, hem de ihtiyacı olan organik ürünleri ve vitaminleri sağlayan kombine bir uygulamadır.

Saçlı derimiz epidermis denen üst tabaka ve dermis denen alt tabakadan oluşur ve saçlarımıza sürdüğümüz tüm besleyici ürünler sadece üst tabakaya kadar ulaşabildiği için asıl saç köklerine ulaşamamaktadır. Mezoterapi, içeriğindeki bütün besleyici ürünlerin çok ince iğneler yardımıyla çok sayıda noktadan saç köklerine doğrudan verilmesini sağlar.

Mezoterapi Etkileri

  • Saçın kalitesi ve kalınlığı artar,
  • Saç dökülmesi durur,
  • Cansız saçların bir kısmı canlanarak, saç hacmini arttırır,
  • Saçtaki kırılma, çatallanma ve matlaşma gibi yıpranma etkileri hızla düzelir,
  • Saçlı derideki kepeklenme, kaşıntı, sivilce kaybolur,
  • Saç ve saçlı deriye canlılık gelir.

Dövme Nedir?

Dövme, vücuda uyumlu organik boyaların yine dövme için üretilen cerrahi çelik cihazlarla insan vücudu üzerine işlenen motif ya da desendir.

Dövme, kimi zaman bir harf, bir isim ya da bir sembol olarak karşımıza çıkar. İnsanların dövme yapma amacı çoğu zaman duygularını dışa vurum, bazen vücudu süslemek ve son zamanlarda ise vücutta oluşmuş istenmeyen yara izi, çatlak, leke vs. gibi izleri kamufle etmek, kapatmak amaçlı olabilir.

Dövme Silme Nedir?

Büyük istek ve özenle yaptırılan dövmeler, zaman içerisinde çeşitli sebeplerle silinmesi istenebilmektedir.-Kliniğimizde dövme silme tedavisinde Q-Switch Lazer kullanılmaktadır.

Bu lazer başlığı dövme silme konusundaki en başarılı lazer tipidir. Dövme Silme Tedavisi sırasında dövmenin cinsine uygun farklı dalga boyunda lazer ışınları kullanılması gerekir.

Uygun dalga boyunda lazer ışığı kullanıldığında dövmede kullanılan boya parçalanır. Bu işlem sonucunda çok küçük parçalara ayrılan boya, hücreler tarafından taşınarak vücuttan atılır.

Q-Switch Lazer yöntemiyle eski dövmeler yeni dövmelere göre daha kısa sürede tedavi edilmektedir.

Dövme silme işlemlerinde kullanılan en sık ve en uygun yöntemlerden biri, Q-Switch Lazerdir. Lazer, bütün dövme türlerinde ( amatör, profesyonel ) ve her renkteki dövmede etkili olmaktadır.

Üstelik işlem deride herhangi bir yaralanma yaratmadığı için enfeksiyon kapma riski bulunmaz, kullandığı teknik itibarıyla hiçbir lekelenme ya da iz bırakma etkisi görülmemiştir, cildinizde sadece dövmenin bulunduğu bölge üzerinde çalışan bu sistem diğer dokulara zarar vermeden çalışır.

İşlem birkaç dakika sürmektedir, uygulama yapılırken aynı zamanda cildin kendi kendini yenilemesine yarayan kollajen de tetiklendiği için cilt daha genç, pürüzsüz, berrak bir görünüme kavuşur.

Q-Switch Lazer ile Dövme Dilme Nasıl Uygulanır?Q-Switch Lazer ile Dövme Dilme Nasıl Uygulanır?

Dövme silme için kullanılan lazer ışını derinin epidermis tabakasını geçerek, dermis ve derialtı dokudaki dövmeye rengini veren bileşikler tarafından emilir ve bu maddelerin parçalanıp bağışıklık sistemi tarafından ortadan kaldırılması sağlanır. Q-Switched Nd YAG lazer değişik renkler ve dalga boylarındaki lazer ışınlarıyla dövme silmede en geniş renk spektrumununda etkili olan teknolojilerdendir.

Dövmenin rengi koyu ise daha kolay silinebilirken, açık renklerde silinmesi daha da zorlaşır. Çoğu zaman dövmeler birden fazla renkte olurlar. Dövmelerdeki değişik renkleri deri altına demir, karbon, civa, kadmiyum, kobalt, krom ve titanyum bileşikleri verilerek oluşturulur. Siyah renkli dövmeler her türlü ışığı absorbe edebildiği için her tür dövme lazeriyle en kolay sonuç alınan dövmelerdir. Koyu renkler de siyah renk gibi lazer tedavisine cevap verdiğinden kolay sonuç alınırken, sarı, yeşil vb. renkler daha spesifik ışık dalga boyu emebildiğinden daha zor ve daha uzun sürede tedavi edilebilirler.

Silinecek dövmenin bulunduğu bölge, yüz gibi kanlanması iyi ve derisi ince olan bir bölgeyse tedaviden sonra iyileşme daha hızlı olur. Bu daha yüksek enerji verilerek çalışmaya imkan tanırken, daha kolay ve daha kısa sürede sonuç alınabilir.

Ancak gövde, kol ve bacaklar gibi kalın derili alanlarda daha uzun ve daha çok seans uygulayarak sonuç alınabilir. Dövme silme seansları sırasında çoğu zaman anesteziye gerek olmasa da hassas kişilere uygulama yapılırken, lokal anestezi yapılması faydalı olabilir.

Q-Switch Lazer ile Dövme Silme İşlemi Ne Kadar Sürer?

Dövmenin yerleşim yerine, derinliğine ve içerdiği renk çeşitliliğine göre 1 ve 8 seans arasında lazer uygulanır.

Q-Switch Lazer ile Dövme Silme İşlemi Anestezi Gerektirir mi?

Lazer ile dövme silme seansları sırasında çoğu zaman anesteziye gerek olmasa da hassas kişilere uygulama yapılırken, lokal anestezi yapılması faydalı olabilir.

Q-Switch Lazer ile Dövme Silme İşlemi Sonrası Neler Yapılmalıdır?

Lazer ile dövme silme uygulama sonrası değişik epitelizan kremler kullanılmalıdır. Seans aralarında herhangi bir riske karşı yine de güneş koruyucu kullanılması gerekmektedir.

Saç ekimi, kişinin saç kaybının arttığı ve geriye dönüşünün olmadığı durumlarda başvurulan, ülkemizde de uzun yılardır yapılmakta olan bir operasyondur.

En eski ve güvenilir yöntemlerden biri olan FUT (follicular unit transfer) tekniği, doksanlı yılların başından bu yana kullanılmaktadır.

Bu klasik yöntemin yanı sıra ilk olarak Amerika’da kullanılan ve sonrasında diğer ülkelerde de yaygınlaşan FUE (Foliküler Ünite Ekstraksiyonu) tekniği artık en çok tercih edilen yöntemler arasındadır.

FUE Tekniği

2000’li yılların başında uygulanmaya başlanan FUE (Foliküler Ünite Ekstraksiyonu) tekniği cerrahi bir girişim olmadığı için daha çok tercih edilir. Lokal anesteziyle uygulanır, sonuçlar doğal ve kesindir. Saç kök hücreleri FUT tekniğinde olduğu gibi blok halinde değil tek tek alınır ve nakledilir. Genetik saç dökülmesi olan hastalar dahi FUE yöntemi sonrası ileriye dönük bir sorunla karşılaşmaz.

FUE yöntemi uygulandıktan sonra yaklaşık iki üç ay gibi bir sürede sonuç alınabilir. Saç alınan bölgede kesi ve dikiş işlemi olmaz. Ekilen saçlar birinci ayın sonunda genellikle dökülür. Saç ekiminden 2 – 3 ay sonra çıkmaya ve uzamaya başlar. 6. ayda göz dolduracak kadar gelişir. 1 – 1.5 yıl içinde ise mükemmel sonuçlara ulaşır.

FUE tekniği ile artık vücudun diğer bölgelerindeki kıl kökleri de kafaya nakledilebilmektedir.

Deri bilindiği gibi organizmada iç ortam dengesi ile dış çevrenin potansiyel zararları arasında bir bariyer oluşturarak yaşamsal bir rol oynamaktadır. Şüphesiz bu işlevlerin yanı sıra, deri yumuşak, parlak, temiz ve pürüzsüz görünümü ile estetik açıdan da büyük önem taşır.

Cilt yaşlanmasının hızını sadece genetik mirasınız belirlemez. Cildinizin nasıl yaşlanacağına yalnızca genleriniz karar vermez. Dış etkenler yani çevresel yaşlanmanın etkileri çok daha önemlidir.

Araştırmalar, yaşlanmaya bağlı cilt sorunlarının %80-90′ının çevresel zararlardan meydana geldiğini gösteriyor. Genetik faktörler ve diğer içsel etkenler de önemli, ama istiyorsanız çevresel yaşlanmayı öğrenmeli ve önlemeyi iyi bilmek zorundasınız. Bu sorunun alt başlıklarına güneşten koruyucu önlemleri, sigara içmeyi ve vücudunuzun antioksidan kapasitesini yükseltmeyi eklemeniz gerekiyor. Koruyucu kullanılmazsa cildin kollajen ve elastin tabakası etkilenerek, erken kırışıklığa, lekelenmeye ve ciltte matlaşmaya neden olur. Bunların yanı sıra, cilt kanserine yatkınlık da ortaya çıkar.

Medikal cilt bakımının amacı gözeneklerin temizlenmesi, cilde oksijen sağlanması, parlaklık, canlılık ve tazelik verilmesi, lenf drenajı ile toksinlerin atılmasıdır.
Medikal cilt bakımı 1.5-2 saat süren bir uygulamadır. Cilt analizini takiben bakımda yapılacak olanlar belirlenir.

Uygun bir temizleyici ile cilt temizlenir ve peeling yöntemi ile de ölü tabakalar uzaklaştırılır. Daha sonra cilde buhar verilerek gözenekler açılır, siyah nokta ve yağ butonları ciltten temizlenir. Sonraki aşamada yüksek frekans cihazı ile dezenfeksiyon yapılır ve cilt hassasiyeti giderilir. Tonik uygulanmasından sonra yüz masajı yapılarak kişi rahatlatılır.

Cildin gereksinimine göre yüze değişik serumlar ve maskeler de uygulanabilir. Bakım sonunda tonikleme ve nemlendirme işlemi yapılarak, medikal cilt bakımı sonlandırılır. Medikal cilt bakımı, cildi dış etkenlere ve yılların oluşturacağı yıpranmaya karşı korumak için ayda bir yapılmalıdır.

CİLT BAKIMINDA İZLENEN GENEL PROSEDÖRCİLT BAKIMINDA İZLENEN GENEL PROSEDÖR

  • Cilt tipinin ve ihtiyacının belirlenmesi
  • Temizleme; ciltteki yağ, makyaj artıkları, vb
  • Peeling; ölü derinin ciltten arınması
  • Buhar aromaterapi, kan dolaşımı aktivasyonu, gözeneklerin açılması, rahatlama, yumuşama
  • Ozon buharı-ozon terapisi; dezenfektasyon, yağ salgısı düzenleyici
  • Siyah nokta, yağ butonlarının alınması
  • Yüksek frekans; dezenfektasyon
  • Maske; yüz ve göz maskesi cildin ihtiyacına göre, besleme, nem, hassasiyet